Pratik zeka.

 Türk milleti pratik zekasıyla geçmişte büyük başarılar kazanmış bir millettir.

Bir örnek vermek gerekirse Cengiz Han patik zekası sayesinde çok büyük başarılara imza atmış bir hakan’dır.

Çin’lilerin eğlence için kullandıkları barutu müthiş bir silaha dönüştürmüş halende askerin  en önemli silahı olan top’u icat ettiği rivayet edilir ve ilk denemesini de Çin hakanının sarayını hedef alarak yaptığının Çin kaynaklarında yazılı olduğu rivayet edilir.

 

Konuyla ilgili derlediğim yazılar aşağıdadır sıkılmazsanız okuyunuz.


 BARUT VE ATEŞLİ SİLAHLAR

Dünya harp tarihini değiştiren barut ve barutun, ateşli silahlarda kullanılması, önemli bir hadisedir. Dr. Sigrid Hunke, "Avrupa'nın Üzerine Doğan İslam Güneşi" eserinde bu konuda şunları yazar:

"İlk defa, Fan Çing muhasarasında, barutla ateşlenen silahlar kullanmaya karar verirler. Moğol Hanı Kubilay, bu silahlar yardımıyla, Çin'in son mukavemetini kırar. Acaba kimin yardımıyla? Kubilay Han'ın müracaatı üzerine; ona Şamlı ve Baalbekli bir mühendis gönderildiğini, bu mühendisin oğulları Ebubekir, İbrahim ve Muhammed'in beraberlerindeki şahıslarla birlikte, 7 büyük makine imal etikleri, ve böylece bahsi geçen şehre girildiği, İslâm Sultanı'nın sarayındaki tarihçi Reşidüddin'in ağzından hayretle öğreniyoruz..."

Müslümanlardan barutlu silahları öğrenen Moğol Hanı Kubilay, bu ateşli silahları ilk defa Çinlilere karşı kullandı. Barutun imalini yapan Müslüman kimyagerler, onun ateşli silahlarda kullanımını da dünya tarihinde ilk defa gerçekleştirdiler. Ve barutun itici kuvvetinden istifade ederek, değişik sıcak harp vasıtaları imal ettiler. X. asırdan sonra, bugünkü ağır silahların babası sayılabilecek "barut füzeleri", nasıl imal ediliyor? Dr. Sigrid Hunke, aynı eserinde bu konuya şöyle cevap veriyor:

"XII. asrın İslam alimleri, barutun formülünü kesin bir şekilde tesbit ederler. İslam hükümdarları, Batı'nın devamlı Haçlı taarruzlarına karşı savunma için, dünyaca meşhur kimyagerlerini, kimyevi bir savaş aracı olan barutun, yakıcı ve tahrip edici tesirlerini araştırmak üzere barut fabrikalarında çalıştırırlar. Müslümanların, XIII. asrın yarısında, roketler için itici bir vasıta olarak, barutu kullanacak vaziyette bulundukları muhakkaktır. Hasanü'r-Rammah'ın "Harp Tarihi Kitabı"ndan başka, bu devrin diğer harp tarihi kitaplarında, sadece 'barut ve ateşli silâhların'; 'alev püskürerek hareket eden, işleyen ve yanan yumurtalarla', 'gök gürlemesi gibi bir gürültü yapan', ilk defa füze ile atılan torpillerin dumanı tüter. Bundan sonra İtalyanca tercümeler.. Batı'da, Roger Bacon ile Bollstadtlı Alman alimi Albertus Magnus'a ulaştırırlar. Muhtemelen Albertus Magnus da, seyahatleri esnasında Freiburg'da, hayretengiz bilgisini, barutun sözde mucidi Fransız Berthold Schwarz'e nakleder."

Daha sonra, Türkler, icat ettikleri -barut yerine gülle atan- büyük toplarla, dünya tarihini değiştirir ve "yeniçağ"ın müjdecisi olurlar. Yılmaz Öztuna, "Türkiye Tarihi"nde bu şöyle dile getirilir:

"II. Mehmet, nihayet başarısının esasını sağlayan büyük topları döktürmüştü. Bu topların planlarını, bizzat büyük Türk Hakanı çizmişti. Bu toplar, o zamana kadar görülmemiş, hatta tasavvuru mümkün olmayan büyüklükte ve mükemmeliyette idiler. 2 tonluk gülle atabilen toplar vardı... Ortaçağ harp sanatı, II. Mehmed'in dehası ile değişiyordu. Sultan, o tarihte ilk defa olarak havan topunu icat etmişti..."

Fizikteki "itme" (impulus) ve "eğik atış" prensip ve formüllerine göre çalışan bu toplar; dünyanın en müstahkem surlarını yığın haline getirmiş ve insanlığı hayrete düşürmüştü. Yine bizzat, büyük deha Fatih Sultan Mehmed'in ilk defa îcat etmiş olduğu "alev füzeleri" veya "yürüyen zırhlı kuleler" İstanbul'un fethinde kullanılmıştı.

1868'de Almanlar'ın kullandığı yivli topları, ilk defa Yavuz Sultan Selim'in. kullandığını kaydetmek, yerinde olur. Yılmaz Öztuna, aynı eserinde, Yavuz'un, Mısır seferinde ilk defa içi yivli toplar kullandığını, böyle topların, ancak 1868'de Batı'da Almanlar tarafından yapılabildiği ifade edilmektedir.

XIII. yüzyılda İslam bilginleri, barutu, roketlerle kullanabilecek kadar teknik bilgiye sahiptiler. İslam bilgini Hasan ar-Rammah Nacm ad-Din al-Ahdab'ın yazdığı; "Kitap Alfurusiya val-Munasab Al-Harbiya" ve "Niyahat Al-Su'ul val-Umniya fi Ta'allum A'mal Al-Furusiya" isimli eserlerinde, patlayıcı maddelerden, ateşli silahlardan ve ilk olarak roket sistemi ile çalışan torpidolardan bahseder.

Hasan ar-Rammah, Türk Memlukluları devrinde, Sultan Baybars'ın zamanında, Suriye'de yaşadı ve 1294'de öldü. Arapça eserinin bir el yazma nüshası, Topkapı Sarayı Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.

MEKANİK ALETLER VE DİĞER İCATLAR

Genelleşmiş icatlardan ibarettir. Her ilim dalına has, oldukça hayati olan buluş ve keşifler vardır. İslam medeniyetinin fizik, matematik ve mekanik gibi bilim dallarına ait prensipler ve bu alanlardaki teknik buluşları da, oldukça önemlidir. Dr. Sigrid Hunke, şu tespitleri yapar:

"Ahmed İbn Musa'da görüldüğü üzere Müslümanlar, ani buluşlar yapan; tekniker ve usta mekanisyenlerdi. Keskin zekalarıyla kendilerini, hayatlarının şiddetle bağlı bulunduğu suya verdiler. Toprağın sulanması için her nevi su çeken çarklar, pompalar, su yükselten manivelalı makineler; yangın söndürmede kullanılan, suyu yukarı çekmeye mahsus cihazlar meydana getirdiler."

Ortaçağda, daha 880 yılında Müslümanlar, henüz meçhul bulunan havaya, hakimiyeti denerler. Dr. Hunke, bu konuya da şöyle atıf yapar:

"880 yılında İspanya'da İbn Fırnas, üzerine tüy ve kumaş geçirdiği ilk uçağı imal etti. Bir gün yeryüzüne düşüp parçalanıncaya kadar, uzun zaman havada kalmaya, süzülme uçuşu denemeleri yapmaya muvaffak oldu."

Batı medeniyetinin alt yapısını hazırlayan İslam medeniyeti ve İslam bilginleri, ne hazindir ki uzun bir zaman söz konusu bile edilmemiş ve hatta unutulmuştur. Nitekim Dr. Hunke, bu konudaki haksızlığı şöyle dile getirir:

"Şu kadarı var ki, Müslümanlar'ın öncülük ettikleri şeylerden mesela; Arap rakamları, cebir, usturlap gibi şeylerden hemen hemen hiçbirinin İslami patent hakkı, Batı'da tanınmamıştır. Aksine birçok Müslüman icadı, günümüzde İngiliz, Fransız veya  Alman malı sayılmaktadır."

ASTRONOMİ

Çağımız insanını en çok meşgul eden ve merakını tahrik eden meselelerden birisi de, Astronomi çalışmalarıdır. Diğer ilimler, genellikle belirli zümrelerin ve bilginlerin mevzuu olurken; uzayla ilgili çalışmalar, herkesi yakından ilgilendirmektedir.

Gerçekten insanoğlu, dünyaya geldiğinden beri, bu muazzam kainatın içerisinde, gözüne ilişebilen bütün gök cisimlerini merakla incelemiş ve sırrına vakıf olmayı arzulamıştır. İşte astronomi ilmi, insan tabiatında bulunan böyle bir meraktan doğmuştur.

İnsan zekasının çalışmaya başladığı; ilk devirlerden beri; ilim binaları, büyük bir zaman dilimi içinde inşa edilmeye başlanmıştır. Bütün medeniyetlerin, bu büyük eserlerde, az veya çok katkıları vardır.

Bugün artık bilinmektedir ki, İslam medeniyeti, bütün ilim dallarında olduğu gibi, astronomi sahasında da, temel bilgilerin kaynağı olmuştur. Dünya üzerinde, astronomi ile en çok meşgul olan ve gök cisimlerinin hareketlerini inceleyen Müslümanlar, astronomide en üst seviyeye ulaşmışlardır. X. ve XIV. asırlarda, İslam aleminde büyük astronomlar yetişmiştir. Batı'da, astronomi çalışmalarının mevcut olmadığı bir zamanda, İslam aleminde astronomi ilmi, en parlak devrini yaşamaktaydı. En büyük İslam astronomlarından el-Battani, bu gerçeği şöyle açıklıyordu:

"Yıldızlar ilmi, her insanın, eşyanın kanunlarını öğrenmeye çalışması gibi; dinin de, kanun ve nizamlarını bilmek ihtiyacından doğmuştur. Beşer, yıldızlar ilmi sayesinde, Allah'ın birliğini ispata; O'nun emsalsiz büyüklüğünü, yüce hikmetini, muazzam kudretini ve eserinin mükemmeliyetini idrake muvaffak olur."

1. Astronomi Aletleri

Asrımızı doğrudan doğruya etkileyen İslam alemindeki astronomi çalışmaları geliştikçe, bu ilim dalına paralel olarak pratik astronomi aletleri yapılmış ve teknik bir hüviyet kazanmıştır. Ortaçağın teleskop ve dürbünleri olan bu aletler, İslam bilginlerinin gözlem vasıtalarının sınırını, biraz daha genişletmiş oluyordu. Dr. Sigrid Hunke, "Avrupa'nın Üzerine Doğan İslam Güneşi" kitabında bu gerçeği şöyle dile getiriyordu:

"Müslümanlar... yeni aletler imal ettiler. Duvar ve açı kadranından başka, on sekiz çeşit taşınabilir kadran vücuda getirdiler. El-Biruni, 7.5 metre çaplı bir kadrandan faydalanmıştı. Uluğ Bey, rasathanesine yerleştirdiği 40 metre çaplı duvar kadranı ile onu geçmişti. Müslümanlar, bunlardan başka sekstant ve oktant aletlerini de buldular. Batı'nın ilk rasathanesinde, İslam aletleriyle karşılaşmaktayız. Bu da, Müslüman aletlerini Batı'ya ilk defa tanıtan Hermann'ın hizmet ve gayretiyle olmuştu."

Ortaçağda en büyük modern rasathaneler, Bağdat, Kurtuba, Semerkand, Maragha ve diğer İslam şehirlerindeydi. Astronomi cihazları da buralarda yapılmaktaydı. Bunların dışında, Avrupa'da görülen birkaç rasathanenin, yine İslam astronomları tarafından, daha sonraki asırlarda kurulduğunu görüyoruz. Dr. Sigrid Hunke, şunları yazar:

"Onların bu sahadaki en orijinal icadı, silindir şeklinde, taşınabilen bir güneş saati idi. Müslüman alet yapıcıları, bu arada zil vasıtasıyla her tarafa öğle zamanını hatırlatan çalar güneş saatlerini, bir madeni kupanın içine her saat başı küreler düşüren su saatlerini; zodyaklar sayesinde gezegenleri izleyen veya Ay'ın yarım devresinde, geceleyin saat 12'de bir pencereye tesbit edilince; yarım ayın geçişini, mütevali parıldamalarla belirten devvar aynaları buldular."

Astronom Musa'nın oğullarından üçü de, kendilerini ilme vermişlerdi. Matematik, fizik ve astronomi sahasında kıymetli eserler ortaya koymuşlardır. Bu üç kardeş, beraber büyük bir bakır saat imal ettikten sonra, yıldızların hareketini incelemek için yeni bir alet yaparlar. Dr. Sigrid Hunke, aynı eserinde:

"Muhammed, önemli yıldızların gerek günlük, gerek doğuş ve batışlarındaki değişikliklerini hesaplayınca; Ahmed, kardeşinin bu muadil hesaplarını, tekniğin emsalsiz bir şaheseri olan, bu sebeple o devir insanlarının kendinden geçercesine hayranlığını çeken, son derece doğru çalışan bir cihaza intikal ettirir... İbn Rabban et-Tabari, alet hakkındaki müşahedelerini şöyle belirtmektedir: 'Samarra'daki rasathanenin önünde, Musa'nın astronom ve mekanisyen oğulları Muhammed ile Ahmed kardeşlerin yapmaya muvaffak oldukları cihazı gördüm. Küre şeklindeki bu alet, zodyak ların sinyalleri ile yıldız resimlerini tesbit ediyordu. Su ile çalışıyordu. Sema'da bir yıldız batınca, aynı anda resmi de, cihazın içinde ufku gösteren dairenin altına doğru batarak kayboluyordu. Aynı yıldız tekrar doğunca, altta ufuk çizgisinin üzerinde resmi görünüyordu.' "

"Pratik astronomi" aletlerini bizzat kendileri yapan astronomlar, mümkün olduğu kadar büyük ve geniş çaplı aletler yapmaya gayret ediyorlardı. Zira, kainatın azameti karşısında, daha büyük aletlerin gerekli olduğunu biliyorlardı.

Maragha rasathanesinde; meridyen, ekvator, ekliptik (Dünya'nın yıllık hareket düzlemi), arz dairesi ve ekinoks (gece-gündüz eşitliği) daireye ait, bakır daireden müteşekkil usturlablar bulunmaktaydı. Ayrıca, yıldızların yüksekliği ve açıklığını(azimut) ölçmek için, azimut dairesi bulunduğu kaydedilmektedir.

2. Pratik Astronomi

Astronomi çalışmaları, XV. yüzyıldan itibaren Kopernik veya Galile ile başlatılmış olup, bu asra kadar hiç astronomi çalışmaları yokmuş gibi geçiştirilmiştir. Bu arada büyük bir astronom olarak takdim edilen ve kitaplarda geniş yer verilen Batlamyus, Dünya'yı, gezegen sisteminin merkezi zannetmekteydi. Ne hazindir ki, Kopernik ve Batlamyus arasında kalan 8-10 asırlık devrede oluşan, dünya bilim tarihinin ender kaydettiği astronomi ilim ve kültür mahsulleri yok sayılır. Güneş'i ve tüm gezegenleri, hareket kanunlarıyla inceleyen Biruni, Fergani, Vefa ve Uluğ Bey'den her nedense bahsedilmez.

Eserlerinin bir kısmı Rusya'ya kaçırılmış olan Uluğ Bey, Semerkand'daki rasathanesi ile çağımıza ışık tutmuştur. Ayrıca, Uluğ Bey'in beş asır önce yapmış olduğu astronomik hesapların, bugün yapılan hesaplara uygun çıkması, bilim adamlarını şaşırtmaktadır. Nitekim Prof. Dr. W. Barthold, "İslam Medeniyeti Tarihi"nde bu konuda şunları yazar:

 Uluğ BEY"Duvarına 'İlim tahsil etmek, erkek ve kadın her müslümana farzdır' hadîsi yazılı olan Buhara'daki medrese ile, Semerkand'daki medrese, bu cümledendir. Uluğ Bey tarafından yaptırılmış olan rasathane, büyük işler görmüştür... Astronomi cetveli ve yıldızların fihristi de, onun adına tanzim edilmiştir. Bu eser, orta zamandaki astronominin en son sözü ve ilmin teleskop icat edilinceye kadar erişmiş olduğu en son derecesidir. Uluğ Bey'in sarayındaki talebelerden biri de, Ali Kuşçu'dur

_____________________________________________________________

Not:

Bütün bunları okuduğumuzda kendi kendimize sormalıyız “ne oldu bize???”diye.

 

İbrahim DEMİRTAŞ

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam42
Toplam Ziyaret123913
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.94973.9655
Euro4.63454.6531
Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 3°